Eski Türk toplumunda oguş ne demek ?

Huzume

Global Mod
Global Mod
Eski Türk Toplumunda Oguş Nedir? Aileden Devlete Uzanan Toplumsal Yapı

Eski Türk Toplumunda Oguş Ne Demek? Bir Kelimeden Daha Fazlası

Eski Türk tarihiyle biraz ilgilenmeye başlayınca insanın karşısına sürekli aynı kavramlar çıkıyor: oguş, urug, boy, budun ve il. İlk bakışta bunlar sadece eski toplum düzenini anlatan birkaç tarih terimi gibi görünüyor. Fakat biraz yakından bakıldığında, aslında bir toplumun aileden başlayıp devlete kadar nasıl örgütlendiğini anlatan oldukça kapsamlı bir sistemle karşılaşıyoruz. Özellikle “oguş” kavramı bu yapının başlangıç noktası olması bakımından dikkat çekici.

Peki eski Türk toplumunda oguş tam olarak neydi? Sadece anne, baba ve çocuklardan oluşan küçük bir aileyi mi ifade ediyordu? Yoksa akrabalık, dayanışma, ekonomik hayat ve toplumsal kimlik gibi daha geniş anlamları mı vardı?

Orhun Yazıtları ve eski Türkçe kaynaklarda geçen sosyal yapılanma dikkate alındığında oguşun temel olarak “aile” anlamında kullanıldığı görülüyor. Bununla birlikte bazı araştırmalarda kelimenin hısım, akraba, soy, nesil ve kabile gibi daha geniş çağrışımlara sahip olduğu da belirtiliyor. Yani bugünkü “çekirdek aile” kavramıyla oguşu tamamen özdeşleştirmek biraz yanıltıcı olabilir.

Oguş, Urug, Boy, Budun ve İl: Küçük Birimden Devlete

Eski Türk toplumunun sosyal yapısını anlamanın en kolay yolu, kavramları birbirinden bağımsız değil, birbirine bağlı halkalar olarak düşünmek.

Oguş aileyi, urug aileler veya soy birliğini, boy daha geniş bir topluluğu, budun boylar birliğini, il ise siyasi teşkilatlanmayı ifade ediyordu. Günümüzde kullanılan kavramlarla birebir örtüşmese de genel şema kabaca “aile → soy → boy → topluluk → devlet” şeklinde düşünülebilir. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı tarih materyallerinde de eski Türk sosyal yapısı bu sıralamayla açıklanmaktadır.

Buradaki önemli nokta şu: Devlet doğrudan gökten inmiş, aileden tamamen bağımsız bir kurum olarak düşünülmüyordu. Toplumsal örgütlenmenin temeli aileden başlayarak genişliyordu.

Bu nedenle oguşu küçücük ve önemsiz bir birim olarak görmek yanlış olur. Tam tersine, devlet yapısının en altındaki toplumsal temel olarak değerlendirilebilir.

Bugünün dünyasında bir devletin vatandaşı olmakla aileye mensup olmak arasında çok daha belirgin bir ayrım var. Eski bozkır toplumlarında ise bireyin kimliği büyük ölçüde ailesi, soyu ve boyuyla birlikte düşünülüyordu. İnsan sadece “ben” değildi; aynı zamanda bir “biz”in parçasıydı.

Oguşun Temelinde Akrabalık ve Dayanışma Vardı

Eski Türk toplumunda aile yalnızca aynı çatı altında yaşayan insanların oluşturduğu ekonomik bir birlik değildi. Akrabalık ilişkileri, dayanışma, miras, evlilik ve toplumsal güven açısından da önemliydi.

Mehmet Mandaloğlu'nun Türk destanları ve eski Türk toplum yapısı üzerine çalışmasında, Orhun Yazıtları'ndaki sosyal örgütlenmenin oguş, urug, bod, bodun ve il şeklinde ortaya çıktığı belirtilmektedir. Aynı çalışmada oguşun toplum hayatının en küçük birimi olarak görüldüğü, ailelerin birleşmesiyle urugların oluştuğu aktarılır.

Burada “küçük birim” ifadesini “önemsiz birim” olarak anlamamak gerekir. Tam tersine, güven ve dayanışmanın ilk ortaya çıktığı yer burasıdır.

Bozkır hayatının şartlarını düşündüğümüzde bunun neden önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Göçebe veya yarı göçebe yaşam; hayvancılık, mevsimsel hareketlilik, savaş ve savunma ihtiyacı gibi unsurlar içeriyordu. Böyle bir ortamda insanın tamamen yalnız hareket etmesi oldukça güçtü. Aile, akraba ve boy ilişkileri ekonomik ve sosyal güvenliğin önemli parçalarıydı.

TDV İslâm Ansiklopedisi de eski Türk ailesinin ataerkil özellikler taşıdığını, fakat bu yapının Roma toplumundaki veya bazı diğer ataerkil yapılardaki kadar aile reisinin sınırsız yetkisine dayanan bir sistem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgular.

Kadının ve Erkeğin Toplumdaki Yeri: Basit Kalıplar Neden Yetersiz?

Eski Türk toplumunu anlatırken sık yapılan hatalardan biri, erkekleri yalnızca savaşçı ve bireysel başarı peşinde koşan kişiler, kadınları ise sadece aile ve toplumsal ilişkilerle ilgilenen kişiler olarak karşı karşıya koymaktır.

Böyle bir ayrım bazı toplumsal rollerin görünür yönlerini yakalayabilir, fakat tarihsel gerçekliği açıklamak için fazlasıyla basittir.

Bozkır toplumlarında erkeklerin savaş, hayvancılık, siyasi liderlik ve askerî başarı üzerinden toplumsal statü kazanması elbette önemliydi. Ancak bu durum erkeklerin sadece bireysel başarıya odaklandığı anlamına gelmez. Bir savaşçının başarısı aynı zamanda ailesinin, soyunun ve boyunun itibarıyla ilişkiliydi.

Benzer şekilde kadınların aile, evlilik, akrabalık ve toplumsal ilişkilerde önemli roller üstlenmesi, onların yalnızca “ilişkilere odaklanan” pasif kişiler olduğu anlamına gelmez. Aile içindeki ekonomik ve sosyal düzenin devamında kadınların aktif rolleri bulunabiliyordu.

TDV'nin aile maddesinde eski Türk ailesinde erkeğin konumunun önemli olmakla birlikte kadının da toplumsal ve ailevi açıdan dikkate değer bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Bazı Türk topluluklarında akrabalığın anne üzerinden kurulduğu örneklerin de bulunduğu belirtilmektedir.

Bu nedenle erkeklerde bireysel başarı ile kadınlarda toplumsal ilişki kurma eğilimini tarihsel bir “doğa kanunu” gibi görmek yerine, dönemin ekonomik ve sosyal koşullarının farklı görev dağılımlarını nasıl teşvik ettiğini sorgulamak daha sağlıklı olur.

Üstelik bireysel başarı ile toplumsal dayanışma birbirinin zıddı değildir. Eski Türk dünyasında başarılı bir savaşçı ailesine ve boyuna itibar kazandırabilir; güçlü bir aile de bireyin ekonomik ve sosyal başarısının arkasındaki destek sistemi olabilir.

Roma Ailesiyle Karşılaştırınca Oguş Daha İyi Anlaşılıyor

Oguş kavramını anlamanın ilginç yollarından biri, onu başka toplumların aile anlayışlarıyla karşılaştırmaktır.

Roma toplumunda “familia”, yalnızca anne, baba ve çocuklardan oluşan modern anlamdaki aileye denk gelmiyordu. Aile reisi olan pater familias'ın aile üyeleri üzerinde hukuki ve ekonomik açıdan güçlü yetkileri vardı. Dolayısıyla Roma ailesi belirgin bir hukukî ve ataerkil otorite çerçevesinde örgütlenmişti.

Eski Türk ailesinde ise baba veya erkek otoritesi önemli olmakla birlikte, yapı Roma'daki pater familias modelinin basit bir kopyası değildi. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin değerlendirmesi de eski Türk ailesindeki erkek egemenliğinin farklı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir.

Bu karşılaştırma bize önemli bir şey söylüyor: “Ataerkil” kelimesini kullanmak tek başına yeterli değildir. Aynı kelime, farklı toplumlarda birbirinden oldukça farklı aile ilişkilerini tanımlayabilir.

Çin Toplumuyla Karşılaştırma: Soy, Aile ve Devlet

Eski Çin toplumunda da aile ve soy ilişkileri toplumsal düzenin önemli unsurlarındandı. Özellikle Konfüçyüsçü düşüncede aile içindeki hiyerarşi, atalara saygı ve kuşaklar arasındaki sorumluluklar geniş bir ahlaki düzenin parçasıydı.

Burada eski Türk toplumuyla bir benzerlik ortaya çıkıyor: Her iki kültürde de bireyin kendisini yalnızca bağımsız bir kişi olarak değil, daha geniş bir toplumsal bütünün parçası olarak düşünmesi önem taşıyordu.

Fakat farklılıklar da oldukça belirgindi. Çin'de uzun süreli yerleşik tarım ekonomisi ve merkezi bürokrasi aile ve devlet ilişkilerini farklı biçimde şekillendirdi. Türk bozkır toplumlarında ise hareketlilik, hayvancılık, boy teşkilatı ve askerî örgütlenme çok daha belirgin bir rol oynadı.