Peyami Safa 1918'de ne yapmıştır ?

Huzume

Global Mod
Global Mod
Peyami Safa 1918'de Ne Yapmıştır? Bir Yazarın Kalemle Hayatta Kalma Hikâyesi

Peyami Safa 1918'de Ne Yapmıştır? İşin Aslı Biraz Daha İlginç

Peyami Safa denince çoğumuzun aklına hemen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, biraz psikoloji, biraz Doğu-Batı çatışması ve bolca “Bu adam insan ruhunu neden bu kadar didikliyor?” sorusu geliyor. Fakat Safa'nın hayatındaki önemli dönemeçlerden biri, henüz 19 yaşındayken yaşadığı 1918 yılıdır.

Burada küçük bir tarih düzeltmesiyle başlayalım. İnternette Peyami Safa'nın 1918'de doğrudan gazeteciliğe başladığı veya Yirminci Asır gazetesini çıkardığı yazılabiliyor. Oysa güvenilir biyografik kaynaklar, Yirminci Asırın ağabeyi İlhami Safa ile birlikte 1919'da çıkarıldığını gösteriyor. 1918'de ise Safa'nın hayatında çalışma, öğretmenlik ve memuriyet deneyimleri öne çıkıyor. Atatürk Ansiklopedisi'ne göre Safa, 1918'de Düyûn-ı Umûmiye'de çalışırken aynı zamanda Servet-i Fünun'da Fransızcadan yaptığı çevirileri yayımlıyordu.

Yani 1918 Peyami Safa'sını bugünkü tabirle düşünürsek, “Sabah işe git, akşam edebiyat yap, arada Fransızca çeviriyle kendini geliştir, fırsat buldukça da hayatı gözlemle” şeklinde oldukça yoğun bir programı olan genç bir kalem işçisiydi.

Ve açıkçası 19 yaşında böyle bir tempo insanı biraz düşündürüyor. Biz 19 yaşında “hangi diziyi izlesem?” diye karar vermekte zorlanırken, Safa o yaşlarda hem geçimini sağlamaya hem de kendisini bir edebiyatçı olarak yetiştirmeye çalışıyordu.

1918'deki En Önemli Mesele: Çalışmak ve Kendini Yetiştirmek

Peyami Safa'nın 1918'de ne yaptığı sorusunu yalnızca “Düyûn-ı Umûmiye'de çalıştı” diye cevaplamak eksik kalır. Çünkü onun hayatında iş, eğitim ve edebiyat birbirinden ayrılmış üç ayrı kutu değildi.

Safa düzenli bir eğitim hayatını sağlık sorunları ve geçim sıkıntıları nedeniyle sürdürememişti. Küçük yaşta geçirdiği kemik hastalığı nedeniyle eğitim hayatında ciddi kesintiler yaşadı. Buna rağmen kendi kendisini yetiştiren bir yazar oldu. Özellikle Fransızca öğrenmesi dikkat çekicidir. Babasının arkadaşı Abdullah Cevdet'in verdiği Fransızca sözlüğü adeta ezberleyerek kendisini geliştirdi; daha sonra tıp, psikoloji ve felsefe gibi alanlara da yöneldi.

Burada Safa'nın karakterini anlamak açısından önemli bir ayrıntı var: O, “Okul bitti, eğitim de bitti” mantığıyla hareket eden biri değildi. Tam tersine, okulun sağlayamadığı öğrenme imkânlarını kitaplarla tamamlamaya çalıştı.

Bu yüzden 1918'i onun hayatında bir “ünlü yazar olma” yılı olarak değil, ünlü yazar olacak kişiliğin altyapısının güçlendiği bir dönem olarak görmek daha doğru.

Düyûn-ı Umûmiye'deki Çalışması Neden Önemli?

1918'de Peyami Safa'nın Düyûn-ı Umûmiye'de çalışması, onun hayatının ekonomik tarafını anlamak açısından önemlidir. Çünkü Safa'nın edebiyatı yalnızca romantik bir “sanat aşkı” hikâyesi değildir. Çok erken yaşta çalışmak zorunda kalmış, hayatını kazanmak için farklı görevler üstlenmiş ve yazarlığı zamanla mesleğe dönüştürmüştür.

Atatürk Ansiklopedisi, savaş yıllarında ülkenin ve ailesinin içinde bulunduğu ekonomik şartların onu çalışma hayatına ittiğini; 1918'de Düyûn-ı Umûmiye'de görev yaparken Servet-i Fünun'da Fransızca çevirilerinin yayımlandığını belirtir.

Bu ayrıntı bence Safa'yı romantikleştirmeden anlamamızı sağlıyor. Çünkü bazen edebiyat tarihini anlatırken yazarları sanki sabah kahvesini içip ilham gelmesini bekleyen insanlar gibi hayal ediyoruz. Safa'nın hayatında ise kira, geçim, iş ve çalışma gibi gayet gerçek meseleler vardı.

Kısacası 1918 Peyami Safa'sı yalnızca “geleceğin romancısı” değildi. Aynı zamanda çalışan genç bir adam, kendisini geliştiren bir okuyucu ve edebiyata doğru ilerleyen bir yazardı.

1918'de Öğretmen miydi, Düyûn-ı Umûmiye Memuru muydu?

Burada kafa karıştıran bir nokta var.

Bazı biyografiler Peyami Safa'nın 1918'de öğretmenlik yaptığını söylerken, bazı kaynaklar onun 1917'de Rehber-i İttihad Mektebi'nde öğretmenliğe başladığını, ardından 1918'de Düyûn-ı Umûmiye'de çalıştığını belirtmektedir. Atatürk Ansiklopedisi de 1917'de öğretmenliğe başladığını ve 1918'de Düyûn-ı Umûmiye'de çalıştığını aktarır.

TEİS'teki biyografik bilgiler de benzer şekilde, Safa'nın Rehber-i İttihad Mektebi'nde öğretmenlik yaptıktan sonra Düyûn-ı Umûmiye'de çalıştığını belirtir.

Dolayısıyla “1918'de sadece öğretmendi” demek kadar “1918'de sadece memurdu” demek de onun çalışma hayatının bütününü göstermiyor. Hayatının bu döneminde farklı iş deneyimleri ve edebî çalışmalar birbirinin içine geçmiş durumdaydı.

Tarihi kişiliklerde böyle ayrıntılar önemlidir. Bir yılın içine tek bir etiket yapıştırmak kolaydır; gerçek hayat ise takvim yaprağından biraz daha karmaşıktır.

Peki 1918'de Roman Yazıyor muydu?

İşte burada da sık yapılan bir hata var.

Peyami Safa'nın bugün en çok bilinen romanları 1918'de henüz ortada değildi. Sözde Kızlar, Mahşer, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye ve Yalnızız gibi eserler onun ilerleyen yıllardaki edebî kariyerinin ürünleridir. Atatürk Ansiklopedisi, kendi adıyla yayımladığı romanların 1921'den itibaren ortaya çıktığını belirtmektedir.

Ancak Safa'nın edebiyatla ilişkisi 1918'den çok daha önce başlamıştı.

Henüz 11 yaşındayken Piyano Muallimesi adlı hikâyeyi yazmış, 13 yaşındayken Eski Dost adlı bir roman denemesi yapmıştı. 1913'te ise Bir Mekteplinin Hâtıratı / Karanlıklar Kralı adlı ilk kitabını yayımlamıştı.

Dolayısıyla 1918'i “Peyami Safa'nın edebiyata başladığı yıl” olarak görmek doğru değildir.

Daha doğru ifade şu olur:

1918, onun yazarlık yolculuğunun profesyonel çalışma hayatıyla iç içe geçtiği önemli bir hazırlık dönemidir.

Asıl Büyük Hamle 1919'da Geliyor

Şimdi takvimde bir sayfa ileri gidelim.

1919'da Peyami Safa, ağabeyi İlhami Safa ile birlikte Yirminci Asır adlı akşam gazetesini çıkarmaya başladı. Gazetede “Asrın Hikâyeleri” başlığı altında hikâyeler yayımladı. Bu hikâyelerin bir kısmı imzasızdı ve Safa'nın adının duyulmasında önemli rol oynadı.

Yani 1918'deki çalışma ve birikim döneminin ardından 1919'da gazetecilik daha belirgin biçimde hayatının merkezine yerleşti.

Burada ilginç bir strateji görüyorum: Safa bir anda “Ben romancı olacağım!” diyerek hayatını tek bir karta yatırmıyor. Gazetecilik, hikâye, çeviri, öğretmenlik ve farklı yazı türleri arasında kendisine alan açıyor.